içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Çağın Sanatoryum Gıcırtısı

Sırtındaki sıcak kiremit parçasını hangi kubbe inşa mahalline götüreceğini bilmeden yürüyen karıncanın, başka ovalarda, derelerin havzalarından bihaber lakin “var” malumu bildirilmiş hâli ile yürüyüşü devam ediyordu. 


Naif ses ile üst perde lakırdıları bastırabilmekte, eser miktarınca haklılık kâfi idi. Gecenin yatsı sonrası vaktinde katman katman yayılan şimendifer hatırlatması, marşandiz düşlerde kalmış, mıydı? Dayatmacı bir tüketimin üretmeye zorunluymuş kafiyesinde yazılan uydurma manifestolarını insan fıtratının haddini aşma pahasına direten takvim yapıcıların, ellerinde kum saati olmadığına vakıf kaç arı vardı?


Mürekkep döküldüğünde, kağıtların üzerinde ayak izleri ortaya çıkan örümceğin sadakat makamında yazdığı ciltleri, behemahal kilerin sergenlerine sunan irade kaç arşın uzaktaydı?


Sesler. 


Falanca bir garın duvarlarına sinmiş sancılar ve hülyalar ve dramlar ve hazlar. Bir kırık bavul ile çıkılan yolların ardında kalan nice hayatlar. Yekten cem-i peşrev ahengine urgan geçirilmiş çılgın intiharı, yaşamın her zerresine yaymanın neticesinde köy rüzgârını kolonya şişelerine hapsedecek nirvana bir “ben” zilleti zırvası.


Tekinsiz bir renkler kovalamacısını zihinlerde yerleşik hale getirip insanı kendi bedeninden göçer ederek, “şey”lere köle kılan iklim kurmacası: Bir kapı eşiği etrafında cereyan etti olanlar. Eşiğin maliki miadınca zuhur eden vakıa, halif mahallini sardı. Eşik mesafesi, oyun kuralları dahilinde katlar çizdi. Arzuları ve kontrol mekanizması mealinde dereceler geldi peşine. Yazıcılar ve tanımlayıcılar “sınıf” dedi lügatlarında. İşin içinden çıkamaz lokal çılgınlıklar peşinde sürüklenirken beşer, boynuna takılı ipi ve burnundaki halkayı alnına yapıştırmaya azmetmişti. Hür ve tekinsiz geniş ufuklar çöl sıcakları ve cereme geliyor, aklı iktisat içerisinde bir virgül kıvamına esir oluyordu. 


Edevāt.


Bir bisikletin üzerindeki komşu çocuk ilhamıyla başladı masum dirayet. Sonra uçaklara, gemilere, vagonlara bindi. Karşı evin avlusundaki erik ağacının dalında asıldı ve kaldı ikindi ezanlarının selamet üfleyen sedaları. Bir çekiçle başladı edavat, akabinde hepsini bir balta parçaladı. 


Beyoğlu gibi yamalı şimdi insan hayatı. Arka sokaklarına girmeye cesareti yokken, geçmişi yazılı nemli duvarlarda ve dahi kaldırım taşlarında şahitçe bodrum katın penceresinde dondu kaldı vakit. 


Cümlelerde koşuşan kelimelerin dahi sırasında tükendi harfler. Çağın sanatoryum gıcırtısında…

 

Bu yazı 12621 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum